İzmir’in Selçuk ilçesinde, bir zamanlar Küçük Menderes (Kaystros) Nehri’nin bereketli ovasında parıldayan bir mücevher yatar: Efes Antik Kenti. Burası yalnızca mermer sütunlardan ve yıkık duvarlardan ibaret bir arkeolojik alan değil, aynı zamanda medeniyetlerin doğduğu, felsefenin yeşerdiği, ticaretin kıtaları birleştirdiği ve inançların dünyayı şekillendirdiği, yaşayan bir tarih ansiklopedisidir. 2015’ten bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi‘nde haklı yerini alan Efes, ziyaretçilerini binlerce yıllık bir sessizliğin ortasında görkemli bir geçmişe tanıklık etmeye davet eder.

Efsaneler ve Gerçekler Arasında Bir Kuruluş Hikayesi
Efes’in kökeni, M.Ö. 6000’li yıllara, Neolitik Dönem’e kadar uzanır. Ancak kentin bugünkü yerinde kurulmasının hikayesi, efsanelerle örülüdür. Rivayete göre, Atina kralı Kodros’un oğlu Prens Androklos, yeni bir şehir kurmak için Delfi’deki Apollon Tapınağı’na danışır. Kahinler ona, bir balık ve bir yaban domuzunun işaret edeceği yerde kentini kurmasını söyler. Androklos ve adamları, Ege kıyılarına yelken açarlar. Bugün Efes’in bulunduğu bölgede mola verip ateş yaktıklarında, tavadan sıçrayan bir balık, çalılıkların arasındaki bir yaban domuzunu ürküterek kaçırır. Kehanetin gerçekleştiğini anlayan Androklos, şehrin temellerini buraya atar.
Efsanenin ötesinde, Efes’in tarih sahnesindeki yükselişi Lidya Kralı Kroisos (Karun) ile başlar ve Büyük İskender’in fethiyle Helenistik dünyanın en önemli merkezlerinden biri haline gelir. Ancak Efes, asıl altın çağını Roma İmparatorluğu döneminde yaşamıştır. Roma’nın Asya Eyaleti’nin başkenti olarak, 200.000’i aşan nüfusu, stratejik limanı ve zengin mermer yatakları sayesinde, Akdeniz’in en büyük, en zengin ve en kozmopolit metropollerinden birine dönüşmüştür.

Mermer Caddelerde Adım Adım Antik Yaşam
Efes’in kalbinde yürümek, o dönemin sosyal, kültürel ve ticari hayatına dokunmak gibidir.
- Celsus Kütüphanesi: Bilgeliğin Anıtsal KapısıŞüphesiz Efes’in en büyüleyici yapısı olan Celsus Kütüphanesi, M.S. 117 yılında Vali Celsus Polemaeanus anısına bir anıt mezar ve kütüphane olarak inşa edilmiştir. Göz alıcı iki katlı cephesindeki nişlerde duran dört kadın heykeli; Bilgeliği (Sophia), Bilgiyi (Episteme), Zekayı (Ennoia) ve Erdemi (Arete) sembolize eder. 12.000’den fazla el yazması ruloyu barındırdığı düşünülen kütüphane, sadece bir bilgi deposu değil, aynı zamanda Roma mühendisliğinin ve estetiğinin zirve noktasıdır.
- Büyük Tiyatro: Panayır Dağı’nın yamacına yaslanmış bu devasa yapı, yaklaşık 24.000 kişilik kapasitesiyle antik dünyanın en büyük açık hava tiyatrosudur. Burada yalnızca Sofokles’in trajedileri veya Aristofanes’in komedileri sergilenmezdi. Aynı zamanda halk meclislerinin toplandığı, siyasi kararların alındığı, gladyatörlerin ölümüne dövüştüğü ve Aziz Paul’ün Efeslilere Hristiyanlığı anlatmaya çalışırken yuhalandığı yer de burasıydı. En üst basamağa tırmandığınızda, Liman Caddesi’nin ve bir zamanlar gemilerle dolu olan, ancak bugün alüvyonlarla dolmuş olan eski limanın manzarası gözlerinizin önüne serilir.
- Yamaç Evler: Bülbül Dağı’nın eteklerinde yer alan ve üzeri modern bir çatıyla korunan Yamaç Evler, Efes’in zengin seçkinlerinin nasıl bir lüks içinde yaşadığını gözler önüne seren olağanüstü bir komplekstir. İki katlı bu villaların tabanlarını süsleyen eşsiz mozaikler, duvarlarındaki mitolojik sahneleri betimleyen freskler, mermer avluları ve hatta kendilerine ait merkezi ısıtma ve kanalizasyon sistemleri, o dönemin konfor ve refah seviyesi hakkında paha biçilmez bilgiler sunar.
- Kuretler Caddesi ve Kamusal Yapılar: Büyük Tiyatro’dan Celsus Kütüphanesi’ne doğru kıvrılarak inen Kuretler Caddesi, şehrin ana promenadıdır. Cadde boyunca sıralanan heykeller, anıtlar ve çeşmeler (özellikle Trajan Çeşmesi) kentin zenginliğini yansıtır. Cadde üzerindeki Skolastika Hamamları, Hadrian Tapınağı’nın zarif süslemeleri ve antik dünyanın en ilginç yapılarından biri olan Umumi Tuvalet (Latrina), Roma’daki sosyal yaşamın önemli parçalarıdır.

Artemis Kültünden Hristiyanlığın Hac Merkezine
Efes, tarih boyunca güçlü bir inanç merkezi olmuştur. Kentin en büyük tanrıçası, bereketin ve doğanın sembolü olan Artemis idi. Onun adına inşa edilen ve antik dünyanın yedi harikasından biri sayılan Artemis Tapınağı, Parthenon’dan dört kat daha büyük olduğu tahmin edilen devasa bir yapıydı. Ne yazık ki, günümüze bu görkemli tapınaktan sadece bir temel ve birleştirilmiş bir sütun kalmıştır.
Roma döneminin sonlarına doğru Efes, Hristiyanlık için de hayati bir rol oynamıştır. Aziz Paul, şehre üç kez gelmiş, burada yaşamış ve vaazlar vermiştir. Hz. İsa’nın en sevdiği havarisi olan Aziz Yuhanna (St. Jean)‘nın İncil’ini burada yazdığına ve mezarının Selçuk’taki St. Jean Bazilikası’nda bulunduğuna inanılır. En önemlisi, Hz. İsa’nın çarmıha gerilmeden önce annesi Meryem’i, Aziz Yuhanna’ya emanet ettiği ve onların Efes yakınlarındaki Bülbül Dağı’nda yaşadığı kabul edilir. Bugün papalar tarafından da ziyaret edilen Meryem Ana Evi, Hristiyan dünyası için kutsal bir hac merkezidir. 431 yılında, Meryem’in “Tanrı’nın Annesi” (Theotokos) olduğunun kabul edildiği Üçüncü Ekümenik Konsil’in Efes’te toplanması, kentin dini kimliğini sonsuza dek mühürlemiştir.

Zamanın Tozları ve Yeniden Keşfediliş
Efes’in sonunu getiren ne savaşlar ne de istilalar oldu. Limanı, Küçük Menderes Nehri’nin taşıdığı alüvyonlarla yavaş yavaş dolmaya başladı. Denizle bağlantısı kesilen kent, ticari önemini yitirdi ve bir bataklığa dönüştü. Ardından gelen büyük depremlerle birlikte halk, bugünkü Selçuk’un bulunduğu Ayasuluk Tepesi’ne taşındı ve görkemli mermer şehir, yüzyıllar sürecek bir uykuya daldı.
19. yüzyılın sonlarında Avrupalı arkeologların başlattığı kazılar, bu uykudaki devi yeniden gün ışığına çıkardı. Bugün bile devam eden kazı çalışmaları, Efes’in hala anlatacak sırları olduğunu gösteriyor.

Efes’i ziyaret etmek, sadece bir turistik gezi değil, aynı zamanda tarihin en büyük medeniyetlerinden birinin ruhuna dokunmak, onun caddelerinde yürümek, kütüphanesinde bilgeliği hissetmek ve tiyatrosunda yankılanan alkışları hayal etmektir. Burası, taşların dile geldiği ve geçmişin ihtişamının bugüne fısıldadığı ölümsüz bir kenttir.