Ah o patikalar… Şehrin griliğinden, betonun soğukluğundan sıyrılıp toprağa bastığın, ağaçların gölgesinde soluklandığın o an yok mu? İşte trekking, benim için tam olarak bu anların bir bütünü. Sadece bir yürüyüş değil, bir keşif, bir macera ve en çok da kendine yapılan bir yolculuk. Yıllarını bu yollara vermiş bir trekkingci olarak size şunu söyleyebilirim, eğer doğanın o eşsiz melodisini ruhunuzda hissetmek istiyorsanız, bir adım atın ve patikaların sizi çağırmasına izin verin.
Peki, nedir bu trekking dedikleri? En basit tanımıyla, belirli bir rota üzerinde, genellikle günübirlik veya daha uzun süreli konaklamalı olarak yapılan doğa yürüyüşleridir. Ama inanın bana, bu tanım o kadar yetersiz kalıyor ki… Trekking, bir sırt çantasına sığdırdığın hayatla, medeniyetin tüm yapaylıklarından arınmaktır. Telefonun çekmediği, tek derdinin bir sonraki su kaynağının nerede olduğu veya akşam kamp kuracağın en güzel manzarayı bulmak olduğu anların toplamıdır.

Nedir Bu İşin Sırrı?
Bana sık sık soruyorlar, “Yahu saatlerce yorulmaya ne gerek var?” diye. İşte o an yüzümde bir tebessüm beliriyor. Çünkü biliyorum ki o yorgunluğun ardındaki hazzı, zirveye ulaştığındaki o tarifsiz gururu ve bir dere kenarında içtiğin buz gibi suyun lezzetini kelimelerle anlatmak çok zor.
Trekking bir spor olmanın ötesinde bir felsefedir aslında. Her adımda sadece mesafe kat etmezsin, aynı zamanda zihnindeki gereksiz yükleri de bir bir geride bırakırsın. Şehrin gürültüsü yerini kuş cıvıltılarına, rüzgarın uğultusuna bırakır. O an anlarsın ki aslında ne kadar az şeye ihtiyacın olduğunu ve mutluluğun ne kadar basit şeylerde saklı olduğunu…

Patikaya Çıkmadan Önce Bu Deneyimli Kurta Kulak Verin!
Yıllar içinde nice patikalar aştım, nice yağmurlara yakalandım, nice yıldızlı gecelerde uyku tulumumun içinde hayallere daldım. Bu tecrübelerden süzülüp gelen birkaç naçizane tavsiyem var elbet:
- Ayakkabı Her Şeydir: Eğer bir trekkingcinin en kıymetli hazinesi nedir diye sorarsanız, hiç düşünmeden “botları” derim. Ayağınıza tam oturan, bileğinizi kavrayan, su geçirmez ve sağlam bir trekking botu, bu serüvendeki en yakın dostunuz olacak. Unutmayın, mutlu ayaklar, mutlu bir trekkingci demektir!
- Kat Kat Giyinmenin Gücü: Doğada hava bir anda değişebilir. Güneşli başlayan bir gün, zirveye yaklaştıkça yerini serin bir rüzgara veya aniden bastıran bir yağmura bırakabilir. Bu yüzden “soğan” gibi kat kat giyinmek hayat kurtarır. Hızlı kuruyan sentetik kumaşları tercih edin ve pamukludan uzak durun.
- Sırt Çantanız, Evinizdir: O sırt çantası var ya, o sizin birkaç günlük eviniz olacak. İçine sadece ihtiyacınız olanları alın. Her gramın hesabını yapın. Yağmurluk, ilk yardım çantası, kafa lambası, yeterli su ve enerji verecek atıştırmalıklar demezseniz olmazlarınız olsun.
- Yavaş Başlayın, Keyfini Çıkarın: Hemen en zorlu parkurlara göz dikmeyin. Kısa ve kolay rotalarla başlayın. Vücudunuzun ve kondisyonunuzun sınırlarını öğrenin. Unutmayın, bu bir yarış değil, bir keyif yolculuğu. Etrafınızdaki güzelliklerin tadını çıkarın, bol bol fotoğraf çekin ve anı biriktirin.
- Doğaya Saygı Gösterin: Gittiğimiz o eşsiz coğrafyalar bize birer emanet. “Doğada sadece ayak izini bırak” felsefesini benimseyin. Çöpünüzü yanınızda götürün, doğadaki canlılara zarar vermeyin. Bizden sonraki nesillerin de bu güzellikleri yaşayabilmesi için bu en temel kuralımızdır.

Hadi, O İlk Adımı Atın!
Eğer bu yazıyı okurken içinizde bir yerlerde bir kıpırdanma olduysa, o patikaların çağrısını duymaya başladınız demektir. Korkmayın, çekinmeyin. Size en yakın trekking gruplarını araştırın, bilgi alın ve kendinize uygun bir rotayla bu büyülü dünyaya ilk adımınızı atın. Göreceksiniz, bir kere o patikanın tozunu yuttunuz mu, bir daha asla vazgeçemeyeceksiniz.
Unutmayın, her büyük yolculuk tek bir adımla başlar. Sizin adımınız hangisi olacak?
Belki bir Likya Yolu patikasında, belki de Kaçkarlar’ın heybetli yamaçlarında bir gün karşılaşırız, kim bilir? O zamana kadar, doğayla ve kendinizle kalın!